8 Mayıs 2026 Cuma

ÖDEV VERİLİRKEN DİKKAT EDİLECEK NAKTALAR

          ÖDEV VERİLİRKEN DİKKAT EDİLECEK NAKTALAR (*)

 

                                                                                           Recep NAS

 

     İlk ve orta dereceli okullarmızda öğrencilere verilen 'ev ödevleri' daha önce kazandırılmış bilgi ve becerilerin uygulanarak pekiştirilmesini amaçlamaktadır. Eksik kalan konuların ders dışında tamamlanmasını da amaçlayan bir etkinlik olan ödev için, bir bakıma etkin öğretim yönteminin evde sürdürülmesidir, diyebiliriz.

     Zaman zaman 'doz'u kaçırıldığı için öğretmen- veli sürtüşmesine yol açan, öğrencileri canından bezdiren bu uygulamanın nasıl olması geektiği, temel kaynaklara dayanılarak aşağıda açıklanmıştır.

   1. Öncelikle amaç belirlenmeli, verilecek ödevin bir amacı (ya da amaçları) olmalıdır. Bu amaç da öğrencinin gereksinmesinden, ilgisinden kaynaklanmalıdır. Öğrenciyi meşgul etmek için ödev verilmez. Öğrenci ödevi neden yapacağını, ödevin kendisine ne yarar sağlayacağını anlamalıdır.  Hiç kimse bir başkasının amacı için öğrenmez. Amaç olarak, öğretmenin ya da okulun görevleri yazılmamalıdır. Amaçlara ulaşacak olan öğrenci olduğuna göre, amaçlar 'öğrenci davranışına dönük' olarak yazılmalıdar.

     Gelişigüzel, ayaküstü, yapmacık, hele hele ana-baba istiyor diye ödev verilmez. Kimi ana-babalar gerçekten ödev istiyorlar, ama bildiklerinden, anladıklarından değil. Nasıl ki hasta istiyor diye doktor gereksiz bir ilacı vermiyorsa, ana-baba istiyor diye ödev verilmez. Öğretmenlik bir meslektir. Ana-babayla çocuğun eğitimi için işbirliği yapılacaktır, bu gereklidir. Ama kılavuzluk edecek olan öğretmendir, ana-baba değil. Kimi ana-babaların gözünde çok ödev veren öğretmen, en iyi öğretmen... Bu kanıyı yıkmak, ödev konusunda da ana-babaları aydınlatmak gerekiyor. Bu, ,ilkokul Programı'nın (1968: 37) öğretmenlere yüklediği bir görevdir.

     2.Ödev açık, anlaşılır, sınırlı olmalıdır.

  3.Ödev, en uygun zamanda verilmelidir. Bu 'en uygun zaman' nasıl belirlenecektir? Bu, öğretmenin niteliğine, mesleki kültürüne bağlı bir olgudur. Ödev vermenin en uygun zamanı, öğrencilerin yeterince güdülendikleri, ilgilerinin en yoğun olduğu ve gereksinme duydukları zamandır. Geciktirilerek verilen ödev eğitsel değerini yitirir. Ödev yapmacık olmamalı, öğrencilerin gereksinmelerinden ve ilgilerinden kaynaklanmalıdır. Zamanında ödev vermek ustalık, incelik, deneyim gerektirir.

     Hazırlık basamağında da ünite işlenirken ve işlendikten sonra da ödev verilebilir. Şu var ki, bu üç ayrı basamakta verilecek ödevlerin amaçları da nitelikleri de farklı olmalıdır. Hazırlık basamağında verilecek ödevler isteklendirmeye, ilgi çekmeye, güdülemeye yönelik olmalıdır. Daha hazırlık basamağında 'inceleme ve araştırma soruları' adı altında ünitenin bütününü kapsayan ödevlerin verilmesi yanlıştır. Bu, hazırlık basamağının amaçlarına ters düşer.

  Ünite işlenirken, öğrencilere, gereksinmeleri ve ilgileri yönünde çeşitlendirilerek ödev verilmelidir.

     Ünite işlendikten sonra da öğrenilenlerin uygulanması, kalıcı kılınması ya da hâlâ ilgisi süren öğrencilerin bu ilgilerini gidermek için ödev verilebilir.

   4.Ödevin süresi nasıl belirlenecek? Bunun için kesin bir şey söylenemez. Gerçi İlkokul Yönetmeliği “3.sınıf öğrencilerine ara sıra bir saatten fazla zaman almayacak şekilde ev ödevleri verilebilir. 4. , 5. sınıf öğrencilerine verilecek yazılı ödevler bütünü ile iki saatten fazla zaman almayacak şekilde düzenlenir” demekteyse de zaman göreli bir kavramdır. Süreyi, ödevin özelliği ve öğrencinin güdülenme derecesiyle yetenekleri belirler (Kocaçınar, 1969: 208) Şu bir gerçek ki, “öğrencilerin yetenekleri üzerinde olan ve çok zaman alan mekanik ödevler onların ruh sağlığını bozar, okul çalışmalarına karşı olumsuz tutumların gelişmesine yol açar.  Bunlar bazı duygulu çocuklarda aşırı endişe halleri yaratır. Bazı çocuklarda ise baştan savma iş görme alışkanlığına sebep olur”( İlkokul Programı, 1968).

      5.Ödev özgün, yaşamsal, ilginç olmalı, öğrencide, öğrendiklerini kullanma isteği yaratacak biçimde düzenlenmelidir. Dahası, verilecek iş çocuğun sorun çözmesine, eleştirel ve çözümleyici bir anlayışla 'kendi kendine çalışma yeteneği' geliştirmesine, değişik ve özgün çözüm yolları araştırmasına yardım edecek nitelikte olmalıdır (Aytuna, 1974: 490, 508, 510).

    6.Verilecek ödevler kesinlikle planlanmalıdır. Öğretmen vereceği ödev için de hazırlık yapmalı, ödevi planlarında belirtmelidir.

     7.Öğrenciler ödev yapmaya yeterince güdülenmiş ve istekli olmalıdırlar. İlgisini çekmeyen ödev öğrencinin baştan savma, üstünkörü iş yapmasına neden olur.

  8.Ödev öğrencinin hazırbulunuşluk düzeyine, gücüne uygun olmalıdır, ödevi kendisi yapabilmelidir. Değilse, başkasına yaptırır ya da arkadaşından kopya eder. Ödev verirken onların yaşları, olanakları ve bilgi düzeyleri gözetilmelidir (İlkokul Programı, 1968;37) Öncelikle 'tanımaya ve yerleştirmeye dönük değerlendirme' yapılarak öğrenciler bütün yönleriyle tanınmalıdır. Onlara başarılı olacakları ödevler verilmelidir. Başarı, başarı başarının üzerine kurulur. Başarı, başarının mayasıdır

   9.Çocuk somut düşünür. Yaparsa, yaşarsa öğrenir. Bu nedenle özellikle gözlemlemeye, incelemeye, denemeye yönelik ödevler verilmelidir. Öğrencilerin gözlemleyen, inceleyen, araştıran bireyler olarak yetişmeleri sağlanmalıdır. (İlk.Prog,1968:38)

      10.Ödevin ne zaman biteceği öğrencilerle birlikte kararlaştırılmalıdır.

      11.Ödevler bireysel ayrılıklara göre çeşitlendirilmelidir. Bütün sınıfa aynı yapıda, aynı düzeyde ödev verilmez. Öğrencilere değişik düzeylerde, değişik ilgilere seslenen ödevlerden seçme özgürlügü tanınmalıdır. Öğrencilerin öğrenme güçleri, biçimleri, hızları farklı olduğuna göre, öğretimin bireyselleştirilmesi gibi ödevler de bireyselleştirilmelidir. Toptan ödev vermek çok yanlıştır. (Kocaçınar, 1969:205) Yavaş öğrenen çocuklar da kendilerine uygun işlerde çalışıp başarı kıvancını duysunlar ve zevkle çalışma alışkanlığını kazansınlar (İlk.  Prog,1968: 379)

     Aynı süre içinde bütün öğrencilerden aynı davranışları göstermeleri beklenmemeli, öğrenciler başarılı-başarısız diye ayrılmamalıdır  (Ertürk,1975:89)

    12.Öğretmen, ödevini yaparken öğrenci bir güçlükle karşılaştığında gereken kılavuzluğu yapmaldır.

     13.Ödev, bir ceza aracı olarak kesinlikle kullanılmamalıdır.

        Ayrıca, kimi öğretmen, sorduğunu öğrenci bilemeyince bunu ödev olarak veriyor. Yanlış bir tutum bu. Bu durumda öğrenci öğrenmeden de ödevden de soğur. Tersi de oluyor: Öğretmen, öğrencinin sorduğu bir sonunun yanıtını bilemeyince rahatlıkla “Ben de bilmiyorum, araştıralım” diyeceğine,  bunu soran öğrenciye ödev olarak veriyor. Bu da yanlıştır. Çocuk bir daha soru sormayabilir. Oysa öğretme-öğrenme sürecinde öğrencinin soru sorması çok önemlidir. 

       14.İlkokul I.devrede, özellikle 1. sınıfta yazılı ev ödevi verilmemelidir.     

     Bunun nedenleri şunlardır:

     14.1.İlkokul 1.sınıf çocuğu henüz kendine kendine çalışacak düzeyde değildir.

      14.2.İlkokuma- yazma öğretiminde çözümleme-bireşim (cümle) tekniği uygulanır. Okumanın asıl amacı 'anlamı doğru ve çabuk kavrayabilme'dir.İşte çözümleme-bireşim tekniğiyle (cümleden başlanarak) çocuk doğru, hızlı, anlayarak okuma yeteneği kazanır. Yazılı ev ödevi verilirse ana-baba çözümleme-bireşim tekniğine aykırı çalışmalara yöneltebilir çocuğu. Bu da 'doğru, hızlı, anlayarak okuyabilme' amacına ters düşer.

      14.3.Çocuk harflerin doğru yazılışlarını öğrenmelidir. Buysa çocuğun öğretmenin kılavuzluğu ve denetimi altında yazmasını gerektirir. Kalıcı iz bırakacağından, ana-babanın yol açtığı yanlışı düzeltmek çok zordur.

       14.4.Sınıftaki çalışmaları yine yine yazmak çocuğun öğrenme isteğini köreltir.

   14.5.Kimi ana-baba çocuğu daha çok yazması için zorlayabilir. Kimisi çocukla hiç ilgilenmeyebilir. Kimisi de çocuğa ödevini yaptırmayabilir. Çocuk da evle okul arasanda bocalar, şaşırır, psikolojik gerilime girer.

       15.Ev ödevleri çocuğun oyun oynamasına engel olmamalıdır. Çocuk hareket varlığıdır. Çocuğun saatlerce masa başına oturtulması doğru değildir. Çocuk elbette okuma alışkanlığı kazanmalıdır, okumalıdır. Ama  'kitap kurdu' olmamalıdır. En etkili öğrenme ortamı çocuğun doğal çevresidir. Oynayarak da çok şey edinir, öğrenir çocuk. Oyun çocuğun ana etkinliğidir, yaşamının bir parçasıdır. Oyun onun için bir oyalanma değil, bir iştir. Çocuk oynayarak da dış dünyayı tanır, us gücünü, becerilerini, kişiliğini geliştirir. Oyun, çocuğun bedensel, ruhsal, toplumsal gelişimine azımsanmayacak katkıda bulunur.

     Bir öğretmen “Oyun oynayacaklarına ödevlerini yapsınlar, çalışsınlar” demiştir. 'Oyun içinde eğitim'in uygulanması gerekirken, çocukların oyun gereksinmelerinin yadsınması acı bir olgudur.

     16.Tatillerde, bayramlarda ödev verilmemelidir.

  17.Ödev verilirken 'kolaydan zora, basitten karmaşığa doğru' ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır.

      18.Ödev, eğitim-öğretim çalışmalarından doğal ve psikolojik olarak dıoğmalı, bir gereksinme olarak belirmelidir (Baymur, 1967:129 , Schorling, Wingo, 1959: 196)

        19.Öğrenci, gönüllü olarak ödev yapması için isteklendirilmelidir. Eğitsel değeri olan ödev de budur (Baymur,1967:130)

  20.Ev ödevi verirken evdeki çalışma koşulları, öğrencinin olanakları göz önünde bulundurulmalıdır. Öğrenciyi tanımak için ailesini tanımak gerekir. Bunun için zaman zaman ev ziyaretleri yapılmalıdır.

          21.Özelliğine göre, ödev, oluşturulan kümelere de verilebilir.

       22.Çocuklar, kitap sevgisi, okuma alışkanlığı kazanmalı, okumaktan tat almalıdırlar. Okuma alışkanlığı yalnızca ders kitaplarıyla sağlanamaz. Okuma etkinliği ders kitaplarının dışına taşmalıdır. Tek kitap çok kez okunacağıına, çok kitap birer kez okunmalıdır. Nitelikli, doğru etkiler veren, eleştirel düşünme yeteneğinin gelişmesine katkıda bulunan, öz ve biçim yönünden düzeylerine uygun masal, öykü vb. kitapları okumalıdırlar çocuklar. Öğretmen özendirmeli, isteklendirmelidir (İlkokul Programı,1968: 38).

      23.Ortaöğretimde, öğretmenler, bir sınıfa ödev verecek günleri aralarında anlaşarak belirlemelidirler.

      24.Öğrenci, ödevini yapmak için yararlanacağı basılı kaynağı evde ya da okulda kolayca bulabilmelidir. Değilse, böyle bir ödev verilmemelidir. Dahası, yararlanılacak bir yapıtın ilgili sayfasını, bir derginin sayısını öğretmen öğrenciye söylemelidir.

       25.Matematik dersinde yaşamsal ve gerçek problemleri düzenlemeye, çözmeye yönelik ödevler verilmelidir (İlkkul Progrmı, 1968:174-175) Kitaptaki, dergideki problemler verilecekse bunların amaca hizmet edenleri seçilmelidir (Aytuna, 1974: 490).

       26.Alıştırma ödevleri tekniğine uygun olarak verilmelidir. Öğrenmenin kalıcı izli olması için belirli düzeydeki tekrar zorunludur. Algılanmayan bir davranış öğrenilemez. Ama davranış yalnızca algılanmakla kalırsa bilinçten silinir kolayca. Öğrenci, tekrarlayarak davranışı beceri durumuna getirir (Sönmez, 1985: 69) Başarısızlığının bir nedeni de yeterince alıştırma yapılmamasıdır.Yaşantı, her yaşamayı değil, yaşantı eşiğini aşan etkileşimleri kapsar. Kaldı ki her yaşantı öğrenme yaşantısı değildir. İstendik davranış, geçerli öğrenme yaşantısının kazanılmasıyla oluşur (Ertürk,1975:82-83). Çocukların zihinsel ya da yazılı olarak işlemleri doğru ve çabuk yapmaları, isabetli tahminlerde bulunmaları için bu etkinlikleri tekrarlamaları gerekir.

       Alıştırma dil ve matematik etkinliklerinde, devimsel davranışlarının kazanılmasında etkili bir yoldur. Yalnız, alıştırmalar gelişigüzel tekrarlar değildir. Böylesi tekrar yarar yerine zarar getirir (Baymur,1967:114).

      Alıştırma kimi koşulların yerine getirilmesini zorunlu kılar. Bunların başlıcaları şunlardır:

     26.1.Alıştırmaya bilgi, olgu, kavram ve süreclerin öğrencilerce kavranılmasından sonra yer verilmelidir. Bir başka deyişle, öğrenme gerçekleştikten sonra alıştırma yapılmalıdır. Alıştırma, öğrenmenin kalıcı olmasını, devimsel yönü ağır basan bir davranışın doğru ve çabuk yapılmasını sağlayan bir etkinliktir, yoldur. Demek ki, çocuk önce anlayarak öğrenecek, istendik davranışın kalıcı izli olması için de alıştırma yapacaktır.

     Özetlersek, önce anlayarak öğrenme, sonra alıştırma...

     26.2.Alıştırma için öğrenci yeterince güdülenmeli, ilgili ve istekli kılınmalıdır. Alıştırma öncesi öğrenme gerçekleşirse, öğrenciyi güdülemek kolaylaşır.

      Tekrar tat alınarak ve yararına inanılarak yapılırsa yararlı olur. İlginç, çekici, düşündürücü durumlara uygulanması, alıştırmaları anlamlı ve zevkli kılar. Mematik dersinde alıştırmaların çekici olması için oyunlardan yararlanılmalıdır. İsteklendirici, yüreklendirici sözler de öğrenciyi güdülemek için bir araç olarak kullanılabilir.

     26.3.Alıştırma ilgi duyularak, dikkatlice ve çaba gösterilerek yapılmalıdır. Gelişigüzel, baştan savma tekrarlarla öğrenmenin kalıcı olması, kökleşmesi sağlanamaz. Bu nedenle kitaplardaki bir yazıyı, resmi, şekli, haritayı kopya etmek; sınıftaki çalışmaları tekrar tekrar yazmak gibi öğrencinin usanmasına, yazısının bozulmasına neden olan, yaratıcılığını engelleyen 'mekanik ödevler' verilmemelidir (İlkokul Programı, 1968: 88)

     26.4.Tekrar gerekli de süresi, miktarı nasıl ayarlanacak? Ertürk (1975: 98) şöyle diyor:

     “Kalıcı izin meydana gelmesi için ne miktar tekrara ihtiyaç olduğunu öğrencinin öğrenme hızı tayin eder.Öğrenme hızı ise öğrencinin zekâsı, mevcut öğrenileri ve güdülenmişliği ile ilgilidir. Fazladan tekrar, öğrencide bir ilgi kaybolmasına ve tatminsizliğe yol açabileceği gibi noksan tekrar da gerginliğe meydan verebilir”

     Demek ki tekrarın niceliği öğrenciden öğrenciye değişmektedir. Burada da ödevin bireyselleştirilmesi, çeşitlendirilmesi gereği karşımıza çıkmaktadır.

     Şu da var ki, öğrenme yavaş ve birikimli bir süreçtir. Kimi karmaşık davranışlar yalnızca tekrarlanmakla değil, sürekli olarak gittikçe artan karmaşıklıktaki durumlar içinde kullanmakla daha iyi gelişebilir (Ertürk, 1975: 94) Devimsel davranışların oluşturulmasında tekrarın önemi büyüktür. Bilişsel öğrenmede, öğrenilen bilginin aynısı tekrar edilmemeli, öğrenilenler yeni durumlara uygulanmalıdır (Tekin,1980:10)

     26.5.Alıştırma ilgi, dikkat ve çaba gerektirdiğine göre, aralıklı tekrarlarla yapılması gerekir. Alıştırma süresinin yorgunluğa neden olmayacak kadar kısa, aralıkların  da unutmayı önleyecek ölçüde yakın olması gerekir (Baymur, 1967:117).

       26.6.Alıştırma, öğretmenin bütün çabalarına karşın yapılabilen yanlışları düzeltmenin de bir yoludur. Bunun için önce doğrusu öğrenilir, sonra alıştırma yapılır. Öğrencinin öğrenme güçlüklerini, eksiklerini, yanlışlarını belirlemek için 'biçimlendirmeye ve yetiştirmeye dönük değerlendirme' yapılmalıdır (Sönmez, 1985                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            ) Dönüt (feedback, aydınlatıcı yankı, geribildirim) işlemiyle öğrenciye başarı derecesi duyurulmalı, sonra da eksikler tamamlanıp yanlışlar düzeltilmelidir.

         26.7.Öğrenci işlemi hem doğru hem çabuk yapmalıdır. Ama önceleri yavaş da olsa işlemi doğru yapması yeğlenmelidir.

           26.8.Matematikte alıştırmalar tek tip işlemler üzerinde yapılmamalıdır. Alıştırmalar değişik çözüm yolları bulmaya yönelik olmalıdır.

          Çarpım tablosunun anlamlı alıştırmalarla öğrenilmesine özellikle önem verilmelidir. Çarpım tablosunu ezberletmenin eğitsel değeri yoktur. Çarpma işlemlerinin anlamlı olarak kavratmanın araçlarından biri de 'katlama levhaları'dır. Bunlar kesinlikle kullanılmalıdır.

 

                                     KAYNAKÇA

 

Aytuna, Hasip Ahmet (1974) Orta Dereceli Okullarda Öğretmenlik ve Problemleri İst: MEB

     Yay.

Baymur, Fuat (1967) Aritmetik Öğretimi İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitabevi

Ertürk, Selahattin (1975) Eğitimde “Program” Geliştirme Ankara: Yelken Yay.

İLKOKUL PROGRAMI, 1968

Koçaçınar, Muhip(1969) Genel Öğretim Metodu İstanbul: İzmir Eğitim Enstitüsü Yay.

Schorling, Raleigh – Wingo, G. Max (1959) İlkokullarda Genel Öğretim Metodu ve Uygulama

     Çev. Vedide Baha Pars İstanbul:Maarif Basımevi

Sönmez, Veysel (1985) Program Geliştirmede Öğretmen Elkitabı Ankara: Pegem Yay.

Tekin, Halil (1980) Okullarımızdaki Türkçe Öğretimi Ankara: Kendi Yayını

 

 

(*) Bu yazı Öğretmen Dünyası dergisinde (Şubat 1988 Sayı: 98) yayımlanmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder