YALNIZ KİTAP (*)
Recep Nas
'Yalnız kitap'ı, yalnız kalmasın diye okşarcasına aldım elime. Aldım, bir daha da bırakamadım. Oku oku bitmiyor, bitsin istemiyorsun zaten. Bırakamıyorsun, bunu da okuyayım, şunu da... Geç oldu, artık yarına, diyorsun. Gözüne bir ad ilişiyor, Adonis, Goethe, Cemal Süreya, hangisini sayayım, Susan Sontag, Fakir Baykurt, Virginia Woolf, dalıyorsun yeniden... Her yazarın kitaba, okumaya, yazmaya ilişkin sözleri, anıları, bunların da en çarpıcı, en derinlikli olanları...
Yalnız kaldıkça, Ferit Edgü'nün deyişiyle, ölüyor kitap: “Yavaş yavaş ölüyor kitap. Okuyanı düşündüren kitap. Düşünen, düşünmeye çalışan insanların ufkunu açan, onları daha fazla düşünmeye, daha doğru düşünmeye iten kitap. (...) Dünyaya doğru bakmamızı sağlayan kitap.
Yavaş yavaş ölüyor kitap. (...) Ölen kitapla birlikte, hiç kimsenin kuşkusu olmasın, ülkenin yarınları da ölüyor. Ülkeyi cahillerle yönetebileceklerini sanan dar görüşlü politikacılar bu ölümü kolaylaştırmak için ellerinden geleni yaptılar, yapıyorlar (...)”. (Akt. İpşiroğlu, 1989: 29-32)
MEB, valiliklere gönderdiği bir genelgeyle (16.10.1975) bazı kitapların okul kitaplıklarından çıkarılmasını istiyor. Yazarlardan kimler yok ki, Charles Dickens, Albert Camus, Orhan Kemal, Gogol, Sabahatin Ali, Dostoyevski, Tarık Dursun K., Yaşar kemal... Dönemin Türkiye Yazarlar Sendikası Başkanı olan Aziz Nesin bu kitap kıyımını duyuruyor dünyaya. Pek çok yabancı yazar çektikleri telgraflarla yapılanı kınıyor, sendikayı destekliyorlar. MEB'in bu kitaplarla alıp veremediği ne, - anlatım bozukluğuna dokunmadan - gerekçesine bakalım: “MEB'in, bazı okulların sınıf ve okul kitaplıklarında mizah edebiyatı adı altında veya memleket gerçeklerini aksettirdikleri iddiası ile yayımlanan, fakat gerçekte milli terbiyemize aykırı, ahlak, aile, hatta cemiyet değerlerimizi yıkmaya matuf kitapların bulunduğunu müşahede etmesi; aynı zamanda bu kitapların, gayeleri kurulu düzeni yıkmak olan istikameti belli bazı yazarlara ait oluşunun MEB'in dikkatinden kaçmamasıdır” (s. 144-145) Sabahattin Eyuboğlu'nu saygıyla analım. “Okumadığı kitabı yasaklayandan daha kötüsü olabilir mi, olur, okuduğu kitabı yasaklayan.”
Dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın (NTV, 2011) “Öyle kitaplar vardır ki bombadan daha tesirlidir” demesi üzerine, doğrudur, diyor Ahmet Cemal (Cumhuriyet, 15.04.2011), “(...) İnsanlık tarihi boyunca uygarlık, hep kitapların, yeterince patlatıldığı toplumlarda filizlenmiş. Bu patlamaların seyrekleşmesi veya kimi zaman hiçlik düzeyine yaklaşması ise her zaman gerilemelerin göstergesi olmuş. (...) Bir Rousseau'nun, bir Voltaire'in, bir Montesquieu'nun kitapları 'yeterince güçlü' patlamasalardı, 18. yüzyılda Aydınlanma diye bir hareket ve Büyük Fransız İhtilali diye bir olay düşünülebilir miydi? (...) “
Recep Tayyip Erdoğan (24.02.2005) daha önce de şunu demişti :”Benim zamanımda nice arkadaşım vardı, çok okurlardı. Şimdi sefilleri oynuyorlar. Başarı, kitapların dışındaki dünyadadır.”
Adı, Alpaslan Yiğit. Yer, Yozgat-Yenifakılı İlçesi. Suçu, 'Halkın rahatını bozacak şekilde sarhoşluk' Cezası, jandarmanın gözetiminde bir ay boyunca her gün 1,5 saat kitap okumak.
Alpaslan Yiğit kaçıyor, 6 ay sonra teslim oluyor. Neden kaçtın, diye sorulunca şunu diyor: “Bana da herkese verildiği gibi ceza verin. Ben delikanlı adamım. Bu cezayı duyan herkes benimle alay eder, dedim. İçimden de, ha evde bulaşık yıkamışsın ha kütüphanede kitap okumuşsun, dedim. Allah düşmanıma böyle ceza vermesin.
Kütüphaneye girişim işkence gibiydi. Sanki bütün kasaba beni izliyor, kıs kıs da gülüyor. Başıma da bir adam koymuşlar, beni izliyor. İlkin Türk Yazarlar Sözlüğü diye bir kitapla başladım. Bir de Atatürk'ün hayatını okudum. Okudum dediysem, okuyor gibi yapıp sayfaları çeviriyordum. Ama yargıcın okuduğum yerlerden sınava çekeceğini söylediler, sonra okumaya başladım. Çok zorlandım. “ (s. 241-242)
'Kitap okuma cezası' işe yaramamış, besbelli. Peki, öğrencilere 'kitap okuma ödevi' verilmeli mi, verilirse işe yarar mı? Bu soru çocuklara sorulmuş, birkaç yanıt şöyle (Çiğdem Güneş, Cumhuriyet Kitap, 14.10.2010 Sayı: 1078):
“(...)Bir de kitap ödevi verilmesini hiç istemiyorum” (Güneş İdil Altun)
“Yok, hiç sevmiyorum. (...) [S]ınav olunca insan zorla okuyor ve bu da zevkli bir şey değil. Yani zorla kitap okumak...” (Alara Günaydın)
“”(...) Bazen okulda veriyorlar. Ödev gibi. Onları sevmiyorum ama mecburen okuyorum. (...) Ödev kitaplarını okurken sıkılıyorum”(Öykü Evliya)
Pennac'a (2013: 96) göre “Okumayla barıştırmanın tek şartı şu: Karşılık olarak hiçbir şey beklememek, ama hiçbir şey,,, (...) En küçük bir soru bile sormamak. (...) Değer yargısı yok, kelime açıklaması yok, metin çözümlemesi yok, yaşam öyküleri hakkında bilgi yok. (...) Merak zorlanmaz, uyandırılır”
Ödev de işe yaramıyor, Oku, demekle de olmuyor, “Beni sev” demekle sevilmeyi sağlayamadığımız gibi. Ama bilinmeli ki okumaz-yazmazlar kendilerine yarar sağlayacak kararları almakta, siyasal sürece –tabii emekten yana – etkin katılmakta yetersiz kalırlar, böylece demokrasi de zedelenir.
Bir zamanlar, sorulduğunda, boş zamanlarımda müzik dinlerim, kitap okurum, demek gelenekselleşmişti neredeyse. Boş zamanı doldurma aracı saymak, kitabı değersizleştirir, zihin açıcı yaşamsal bir işlevi olan okuma eylemine de saygısızlıkır. Şimdilerdeyse, boş zamanım yok, deniyor. Zeynep Oral bunu kabul etmiyor: “ Boş zamanım yok ki kitap okuyayım, diyenlere benim yanıtım hep şöyle oldu: Zaman denilen şey çanak çömlek değil ki boşu dolusu olsun. Zaman yaşanılan süreçtir. O süreci nasıl değerlendireceğimiz bize bağlıdır, boşaltırız da doldururuz da... Akıp giden zamanın en dolu olanı, okuyarak 'geçirilen' değil, okuyarak çoğaltılan zamandır.” (s.196).
VeriNays'ın Türkiye'nin Online Kitap Alışverişi Alışkanlıkları Araştırması'na göre, katılımcıların yarısı eskiden daha çok kitap okuyormuş. Şimdi daha az okumalarının başlıca nedenleriyse, zaman bulamama, iş yoğunluğu, kitapların pahalanması, sosyal medyanın dikkat dağıtıcı etkisi... (Cumhuriyet, 6 Temmuz 2025)
Bedrettin Cömert 'kolay okuma'ya da karşı çıkıyor: “Yıllardır kolay okumaya, okuduğumuzu kolay anlamaya alıştırıldık. (...) Kolay yazmaya ve okuduğunu kolay anlamaya alışmış kafa; insan beyninin ha bire işleyen derinliklerine dalıp düşünceyi asıl sürecinde, gerçek oluşumunda yakalayamaz; hep yüzeylerde dolaşır, her şeyi kendi sığ kalıplarına uydurmaya çalışır.” (s. 217-218)
Kitap okumanın asıl önemi beynin çalışmasını sağlayan etkisidir” diyor Akşit Göktürk, “okuyan insan, okuduğunu beyninde canlandırır ve algılar. Bu sayede beyin hücreleri çalışmaya başlar. Analiz – sentez, yorumlama, akıl yürütme (usavurma) gerçekleşir. İşte buna düşünme diyoruz.” (s. 206) Nermi Uygur başka bir açıdan bakıyor: “Bir sağlık yolu olarak gücü nelere yetmez kitabın; göz gönül açar; kafa aydınlatır; acıyı azaltır; yüreksizliği giderir; dayanıklığı artırır; karar pekiştirir; eylem gerekçesi sunar; içleri güzel inançlarla bezer; görüşe dinginlik getirir; bezdirici hüzünleri sevinçlere çevirir; yavan tatsız zamanları mutluluğa dönüştürür; yaşama anlam sağlar (...)” (s.206)
Ne ki, bir arkadaş önerdi de, herkes bu kitabı okuyor da, diye kitap okunmaz. Rasgele okuma abur cubur yemeye benzer. Yılda 21 ve daha fazla kitap okuyan, çok okuyan sayılıyor. (**) Diyelim birisi haftada bir kitap okuyorsa yılda 52 kitap okur. 2024'te, TÜİK verilerine ğöre 73 bin 482 kitap basılmış. Demek ki kitap seçmek zorundayız, iyi kitabı seçmekse engin bir kültürü gerektirir.
Kitap yalnız kalmasın. Alın elinize bir kitap. “Yalnızlık paylaşılmaz” diyen Özdemir Asaf'a saygıyla selam gönderip kitabın yalnızlığını paylaşın, kendi yalnızlığınızı da paylaşmış olursunuz. Okumak iyileştirir. Ray Bradbury'nin deyişiyle, kitap yakmaktan daha büyük bir suç vardır, kitap okumamak...
(*) Yalnız Kitap / Orhan Tüleylioğlu / Ankara. um:ag Vakfı Yay. / 328 s./ 2014
(**) Amerikan Library Association Book Reading and Library Usage:A Study of Habits (Akt. Bülent Yılmaz (1991) “Okuma Alışkanlığı” İstanbul: Yaşadıkça Eğitim dergisi Sayı: 15
İpşiroğlu, Zehra (1989) Düşünmeyi Öğrenme ve Öğretme 2. baskı İstanbul: Afa Yay
Pennac, Daniel (2013) Roman Gibi 2. baskı Çev. Mustafa Kandemir İstanbul: Metis yay.
Bu yazı çinikitap dergisinde (Ocak-Şubat 2026 Sayı: 94) yayımlanmıştır. (33-34)