ÖDEV VERİLİRKEN DİKKAT EDİLECEK NAKTALAR (*)
Recep NAS
İlk ve orta dereceli okullarmızda
öğrencilere verilen 'ev ödevleri' daha önce kazandırılmış bilgi ve becerilerin
uygulanarak pekiştirilmesini amaçlamaktadır. Eksik kalan konuların ders dışında
tamamlanmasını da amaçlayan bir etkinlik olan ödev için, bir bakıma etkin
öğretim yönteminin evde sürdürülmesidir, diyebiliriz.
Zaman zaman 'doz'u kaçırıldığı için
öğretmen- veli sürtüşmesine yol açan, öğrencileri canından bezdiren bu
uygulamanın nasıl olması geektiği, temel kaynaklara dayanılarak aşağıda
açıklanmıştır.
1. Öncelikle amaç belirlenmeli, verilecek
ödevin bir amacı (ya da amaçları) olmalıdır. Bu amaç da öğrencinin
gereksinmesinden, ilgisinden kaynaklanmalıdır. Öğrenciyi meşgul etmek için ödev
verilmez. Öğrenci ödevi neden yapacağını, ödevin kendisine ne yarar
sağlayacağını anlamalıdır. Hiç kimse bir
başkasının amacı için öğrenmez. Amaç olarak, öğretmenin ya da okulun görevleri
yazılmamalıdır. Amaçlara ulaşacak olan öğrenci olduğuna göre, amaçlar 'öğrenci
davranışına dönük' olarak yazılmalıdar.
Gelişigüzel, ayaküstü, yapmacık, hele hele
ana-baba istiyor diye ödev verilmez. Kimi ana-babalar gerçekten ödev
istiyorlar, ama bildiklerinden, anladıklarından değil. Nasıl ki hasta istiyor
diye doktor gereksiz bir ilacı vermiyorsa, ana-baba istiyor diye ödev verilmez.
Öğretmenlik bir meslektir. Ana-babayla çocuğun eğitimi için işbirliği
yapılacaktır, bu gereklidir. Ama kılavuzluk edecek olan öğretmendir, ana-baba
değil. Kimi ana-babaların gözünde çok ödev veren öğretmen, en iyi öğretmen...
Bu kanıyı yıkmak, ödev konusunda da ana-babaları aydınlatmak gerekiyor. Bu,
,ilkokul Programı'nın (1968: 37) öğretmenlere yüklediği bir görevdir.
2.Ödev açık, anlaşılır, sınırlı olmalıdır.
3.Ödev, en uygun zamanda verilmelidir.
Bu 'en uygun zaman' nasıl belirlenecektir? Bu, öğretmenin niteliğine, mesleki
kültürüne bağlı bir olgudur. Ödev vermenin en uygun zamanı, öğrencilerin
yeterince güdülendikleri, ilgilerinin en yoğun olduğu ve gereksinme duydukları
zamandır. Geciktirilerek verilen ödev eğitsel değerini yitirir. Ödev yapmacık
olmamalı, öğrencilerin gereksinmelerinden ve ilgilerinden kaynaklanmalıdır.
Zamanında ödev vermek ustalık, incelik, deneyim gerektirir.
Hazırlık basamağında da ünite işlenirken
ve işlendikten sonra da ödev verilebilir. Şu var ki, bu üç ayrı basamakta
verilecek ödevlerin amaçları da nitelikleri de farklı olmalıdır. Hazırlık
basamağında verilecek ödevler isteklendirmeye, ilgi çekmeye, güdülemeye yönelik
olmalıdır. Daha hazırlık basamağında 'inceleme ve araştırma soruları' adı
altında ünitenin bütününü kapsayan ödevlerin verilmesi yanlıştır. Bu, hazırlık
basamağının amaçlarına ters düşer.
Ünite işlenirken, öğrencilere, gereksinmeleri
ve ilgileri yönünde çeşitlendirilerek ödev verilmelidir.
Ünite işlendikten sonra da öğrenilenlerin
uygulanması, kalıcı kılınması ya da hâlâ ilgisi süren öğrencilerin bu
ilgilerini gidermek için ödev verilebilir.
4.Ödevin süresi nasıl belirlenecek?
Bunun için kesin bir şey söylenemez. Gerçi İlkokul Yönetmeliği “3.sınıf
öğrencilerine ara sıra bir saatten fazla zaman almayacak şekilde ev ödevleri
verilebilir. 4. , 5. sınıf öğrencilerine verilecek yazılı ödevler bütünü ile
iki saatten fazla zaman almayacak şekilde düzenlenir” demekteyse de zaman
göreli bir kavramdır. Süreyi, ödevin özelliği ve öğrencinin güdülenme
derecesiyle yetenekleri belirler (Kocaçınar, 1969: 208) Şu bir gerçek ki,
“öğrencilerin yetenekleri üzerinde olan ve çok zaman alan mekanik ödevler onların
ruh sağlığını bozar, okul çalışmalarına karşı olumsuz tutumların gelişmesine
yol açar. Bunlar bazı duygulu çocuklarda
aşırı endişe halleri yaratır. Bazı çocuklarda ise baştan savma iş görme
alışkanlığına sebep olur”( İlkokul Programı, 1968).
5.Ödev özgün, yaşamsal, ilginç olmalı,
öğrencide, öğrendiklerini kullanma isteği yaratacak biçimde düzenlenmelidir.
Dahası, verilecek iş çocuğun sorun çözmesine, eleştirel ve çözümleyici bir
anlayışla 'kendi kendine çalışma yeteneği' geliştirmesine, değişik ve özgün
çözüm yolları araştırmasına yardım edecek nitelikte olmalıdır (Aytuna, 1974:
490, 508, 510).
6.Verilecek ödevler kesinlikle
planlanmalıdır. Öğretmen vereceği ödev için de hazırlık yapmalı, ödevi
planlarında belirtmelidir.
7.Öğrenciler ödev yapmaya yeterince
güdülenmiş ve istekli olmalıdırlar. İlgisini çekmeyen ödev öğrencinin baştan
savma, üstünkörü iş yapmasına neden olur.
8.Ödev öğrencinin hazırbulunuşluk düzeyine,
gücüne uygun olmalıdır, ödevi kendisi yapabilmelidir. Değilse, başkasına
yaptırır ya da arkadaşından kopya eder. Ödev verirken onların yaşları,
olanakları ve bilgi düzeyleri gözetilmelidir (İlkokul Programı, 1968;37)
Öncelikle 'tanımaya ve yerleştirmeye dönük değerlendirme' yapılarak öğrenciler
bütün yönleriyle tanınmalıdır. Onlara başarılı olacakları ödevler verilmelidir.
Başarı, başarı başarının üzerine kurulur. Başarı, başarının mayasıdır
9.Çocuk somut düşünür. Yaparsa, yaşarsa
öğrenir. Bu nedenle özellikle gözlemlemeye, incelemeye, denemeye yönelik
ödevler verilmelidir. Öğrencilerin gözlemleyen, inceleyen, araştıran bireyler
olarak yetişmeleri sağlanmalıdır. (İlk.Prog,1968:38)
10.Ödevin ne zaman biteceği öğrencilerle
birlikte kararlaştırılmalıdır.
11.Ödevler bireysel ayrılıklara göre
çeşitlendirilmelidir. Bütün sınıfa aynı yapıda, aynı düzeyde ödev verilmez.
Öğrencilere değişik düzeylerde, değişik ilgilere seslenen ödevlerden seçme
özgürlügü tanınmalıdır. Öğrencilerin öğrenme güçleri, biçimleri, hızları
farklı olduğuna göre, öğretimin bireyselleştirilmesi gibi ödevler de
bireyselleştirilmelidir. Toptan ödev vermek çok yanlıştır. (Kocaçınar,
1969:205) Yavaş öğrenen çocuklar da kendilerine uygun işlerde çalışıp başarı
kıvancını duysunlar ve zevkle çalışma alışkanlığını kazansınlar (İlk. Prog,1968: 379)
Aynı süre içinde bütün öğrencilerden aynı
davranışları göstermeleri beklenmemeli, öğrenciler başarılı-başarısız diye
ayrılmamalıdır (Ertürk,1975:89)
12.Öğretmen, ödevini yaparken öğrenci bir
güçlükle karşılaştığında gereken kılavuzluğu yapmaldır.
13.Ödev,
bir ceza aracı olarak kesinlikle kullanılmamalıdır.
Ayrıca, kimi öğretmen, sorduğunu
öğrenci bilemeyince bunu ödev olarak veriyor. Yanlış bir tutum bu. Bu durumda
öğrenci öğrenmeden de ödevden de soğur. Tersi de oluyor: Öğretmen, öğrencinin
sorduğu bir sonunun yanıtını bilemeyince rahatlıkla “Ben de bilmiyorum,
araştıralım” diyeceğine, bunu soran
öğrenciye ödev olarak veriyor. Bu da yanlıştır. Çocuk bir daha soru
sormayabilir. Oysa öğretme-öğrenme sürecinde öğrencinin soru sorması çok önemlidir.
14.İlkokul I.devrede, özellikle 1.
sınıfta yazılı ev ödevi verilmemelidir.
Bunun nedenleri şunlardır:
14.1.İlkokul 1.sınıf çocuğu henüz kendine
kendine çalışacak düzeyde değildir.
14.2.İlkokuma- yazma öğretiminde çözümleme-bireşim
(cümle) tekniği uygulanır. Okumanın asıl amacı 'anlamı doğru ve çabuk
kavrayabilme'dir.İşte çözümleme-bireşim tekniğiyle (cümleden başlanarak) çocuk
doğru, hızlı, anlayarak okuma yeteneği kazanır. Yazılı ev ödevi verilirse
ana-baba çözümleme-bireşim tekniğine aykırı çalışmalara yöneltebilir çocuğu. Bu
da 'doğru, hızlı, anlayarak okuyabilme' amacına ters düşer.
14.3.Çocuk harflerin doğru yazılışlarını
öğrenmelidir. Buysa çocuğun öğretmenin kılavuzluğu ve denetimi altında
yazmasını gerektirir. Kalıcı iz bırakacağından, ana-babanın yol açtığı yanlışı
düzeltmek çok zordur.
14.4.Sınıftaki çalışmaları yine yine
yazmak çocuğun öğrenme isteğini köreltir.
14.5.Kimi ana-baba çocuğu daha çok yazması
için zorlayabilir. Kimisi çocukla hiç ilgilenmeyebilir. Kimisi de çocuğa
ödevini yaptırmayabilir. Çocuk da evle okul arasanda bocalar, şaşırır,
psikolojik gerilime girer.
15.Ev ödevleri çocuğun oyun
oynamasına engel olmamalıdır. Çocuk hareket varlığıdır. Çocuğun saatlerce
masa başına oturtulması doğru değildir. Çocuk elbette okuma alışkanlığı
kazanmalıdır, okumalıdır. Ama 'kitap
kurdu' olmamalıdır. En etkili öğrenme ortamı çocuğun doğal çevresidir.
Oynayarak da çok şey edinir, öğrenir çocuk. Oyun çocuğun ana etkinliğidir,
yaşamının bir parçasıdır. Oyun onun için bir oyalanma değil, bir iştir. Çocuk
oynayarak da dış dünyayı tanır, us gücünü, becerilerini, kişiliğini geliştirir.
Oyun, çocuğun bedensel, ruhsal, toplumsal gelişimine azımsanmayacak katkıda
bulunur.
Bir öğretmen “Oyun oynayacaklarına
ödevlerini yapsınlar, çalışsınlar” demiştir. 'Oyun içinde eğitim'in uygulanması
gerekirken, çocukların oyun gereksinmelerinin yadsınması acı bir olgudur.
16.Tatillerde, bayramlarda ödev
verilmemelidir.
17.Ödev verilirken 'kolaydan zora, basitten
karmaşığa doğru' ilkeleri göz önünde bulundurulmalıdır.
18.Ödev, eğitim-öğretim çalışmalarından
doğal ve psikolojik olarak dıoğmalı, bir gereksinme olarak belirmelidir
(Baymur, 1967:129 , Schorling, Wingo, 1959: 196)
19.Öğrenci, gönüllü olarak ödev
yapması için isteklendirilmelidir. Eğitsel değeri olan ödev de budur
(Baymur,1967:130)
20.Ev ödevi verirken evdeki çalışma
koşulları, öğrencinin olanakları göz önünde bulundurulmalıdır. Öğrenciyi
tanımak için ailesini tanımak gerekir. Bunun için zaman zaman ev
ziyaretleri yapılmalıdır.
21.Özelliğine göre, ödev, oluşturulan
kümelere de verilebilir.
22.Çocuklar, kitap sevgisi, okuma
alışkanlığı kazanmalı, okumaktan tat almalıdırlar. Okuma alışkanlığı yalnızca
ders kitaplarıyla sağlanamaz. Okuma etkinliği ders kitaplarının dışına
taşmalıdır. Tek kitap çok kez okunacağıına, çok kitap birer kez okunmalıdır.
Nitelikli, doğru etkiler veren, eleştirel düşünme yeteneğinin gelişmesine
katkıda bulunan, öz ve biçim yönünden düzeylerine uygun masal, öykü vb.
kitapları okumalıdırlar çocuklar. Öğretmen özendirmeli, isteklendirmelidir
(İlkokul Programı,1968: 38).
23.Ortaöğretimde, öğretmenler, bir
sınıfa ödev verecek günleri aralarında anlaşarak belirlemelidirler.
24.Öğrenci, ödevini yapmak için
yararlanacağı basılı kaynağı evde ya da okulda kolayca bulabilmelidir. Değilse,
böyle bir ödev verilmemelidir. Dahası, yararlanılacak bir yapıtın ilgili
sayfasını, bir derginin sayısını öğretmen öğrenciye söylemelidir.
25.Matematik dersinde yaşamsal ve gerçek
problemleri düzenlemeye, çözmeye yönelik ödevler verilmelidir (İlkkul Progrmı,
1968:174-175) Kitaptaki, dergideki problemler verilecekse bunların amaca hizmet
edenleri seçilmelidir (Aytuna, 1974: 490).
26.Alıştırma ödevleri tekniğine uygun
olarak verilmelidir. Öğrenmenin kalıcı izli olması için belirli düzeydeki
tekrar zorunludur. Algılanmayan bir davranış öğrenilemez. Ama davranış yalnızca
algılanmakla kalırsa bilinçten silinir kolayca. Öğrenci, tekrarlayarak
davranışı beceri durumuna getirir (Sönmez, 1985: 69) Başarısızlığının bir
nedeni de yeterince alıştırma yapılmamasıdır.Yaşantı, her yaşamayı değil,
yaşantı eşiğini aşan etkileşimleri kapsar. Kaldı ki her yaşantı öğrenme
yaşantısı değildir. İstendik davranış, geçerli öğrenme yaşantısının
kazanılmasıyla oluşur (Ertürk,1975:82-83). Çocukların zihinsel ya da yazılı
olarak işlemleri doğru ve çabuk yapmaları, isabetli tahminlerde bulunmaları
için bu etkinlikleri tekrarlamaları gerekir.
Alıştırma dil ve matematik
etkinliklerinde, devimsel davranışlarının kazanılmasında etkili bir yoldur.
Yalnız, alıştırmalar gelişigüzel tekrarlar değildir. Böylesi tekrar yarar
yerine zarar getirir (Baymur,1967:114).
Alıştırma kimi koşulların yerine
getirilmesini zorunlu kılar. Bunların başlıcaları şunlardır:
26.1.Alıştırmaya bilgi, olgu, kavram ve
süreclerin öğrencilerce kavranılmasından sonra yer verilmelidir. Bir başka
deyişle, öğrenme gerçekleştikten sonra alıştırma yapılmalıdır.
Alıştırma, öğrenmenin kalıcı olmasını, devimsel yönü ağır basan bir davranışın
doğru ve çabuk yapılmasını sağlayan bir etkinliktir, yoldur. Demek ki, çocuk
önce anlayarak öğrenecek, istendik davranışın kalıcı izli olması için de
alıştırma yapacaktır.
Özetlersek, önce anlayarak öğrenme,
sonra alıştırma...
26.2.Alıştırma için öğrenci yeterince
güdülenmeli, ilgili ve istekli kılınmalıdır. Alıştırma öncesi öğrenme
gerçekleşirse, öğrenciyi güdülemek kolaylaşır.
Tekrar tat alınarak ve yararına
inanılarak yapılırsa yararlı olur. İlginç, çekici, düşündürücü durumlara
uygulanması, alıştırmaları anlamlı ve zevkli kılar. Mematik dersinde
alıştırmaların çekici olması için oyunlardan yararlanılmalıdır. İsteklendirici,
yüreklendirici sözler de öğrenciyi güdülemek için bir araç olarak
kullanılabilir.
26.3.Alıştırma ilgi duyularak, dikkatlice
ve çaba gösterilerek yapılmalıdır. Gelişigüzel, baştan savma tekrarlarla
öğrenmenin kalıcı olması, kökleşmesi sağlanamaz. Bu nedenle kitaplardaki bir
yazıyı, resmi, şekli, haritayı kopya etmek; sınıftaki çalışmaları tekrar tekrar
yazmak gibi öğrencinin usanmasına, yazısının bozulmasına neden olan,
yaratıcılığını engelleyen 'mekanik ödevler' verilmemelidir (İlkokul Programı,
1968: 88)
26.4.Tekrar gerekli de süresi, miktarı
nasıl ayarlanacak? Ertürk (1975: 98) şöyle diyor:
“Kalıcı izin meydana gelmesi için ne
miktar tekrara ihtiyaç olduğunu öğrencinin öğrenme hızı tayin eder.Öğrenme
hızı ise öğrencinin zekâsı, mevcut öğrenileri ve güdülenmişliği ile ilgilidir. Fazladan
tekrar, öğrencide bir ilgi kaybolmasına ve tatminsizliğe yol açabileceği gibi
noksan tekrar da gerginliğe meydan verebilir”
Demek ki tekrarın niceliği öğrenciden
öğrenciye değişmektedir. Burada da ödevin bireyselleştirilmesi,
çeşitlendirilmesi gereği karşımıza çıkmaktadır.
Şu da var ki, öğrenme yavaş ve
birikimli bir süreçtir. Kimi karmaşık davranışlar yalnızca tekrarlanmakla
değil, sürekli olarak gittikçe artan karmaşıklıktaki durumlar içinde
kullanmakla daha iyi gelişebilir (Ertürk, 1975: 94) Devimsel davranışların
oluşturulmasında tekrarın önemi büyüktür. Bilişsel öğrenmede, öğrenilen
bilginin aynısı tekrar edilmemeli, öğrenilenler yeni durumlara uygulanmalıdır
(Tekin,1980:10)
26.5.Alıştırma ilgi, dikkat ve çaba
gerektirdiğine göre, aralıklı tekrarlarla yapılması gerekir. Alıştırma
süresinin yorgunluğa neden olmayacak kadar kısa, aralıkların da unutmayı önleyecek ölçüde yakın olması
gerekir (Baymur, 1967:117).
26.6.Alıştırma, öğretmenin bütün çabalarına
karşın yapılabilen yanlışları düzeltmenin de bir yoludur. Bunun için önce
doğrusu öğrenilir, sonra alıştırma yapılır. Öğrencinin öğrenme
güçlüklerini, eksiklerini, yanlışlarını belirlemek için 'biçimlendirmeye ve
yetiştirmeye dönük değerlendirme' yapılmalıdır (Sönmez, 1985
)
Dönüt (feedback, aydınlatıcı yankı, geribildirim) işlemiyle öğrenciye başarı
derecesi duyurulmalı, sonra da eksikler tamamlanıp yanlışlar düzeltilmelidir.
26.7.Öğrenci işlemi hem doğru hem
çabuk yapmalıdır. Ama önceleri yavaş da olsa işlemi doğru yapması
yeğlenmelidir.
26.8.Matematikte alıştırmalar tek
tip işlemler üzerinde yapılmamalıdır. Alıştırmalar değişik çözüm yolları
bulmaya yönelik olmalıdır.
Çarpım tablosunun anlamlı
alıştırmalarla öğrenilmesine özellikle önem verilmelidir. Çarpım tablosunu
ezberletmenin eğitsel değeri yoktur. Çarpma işlemlerinin anlamlı olarak
kavratmanın araçlarından biri de 'katlama levhaları'dır. Bunlar kesinlikle
kullanılmalıdır.
KAYNAKÇA
Aytuna,
Hasip Ahmet (1974) Orta Dereceli Okullarda Öğretmenlik ve Problemleri
İst: MEB
Yay.
Baymur,
Fuat (1967) Aritmetik Öğretimi İstanbul: İnkılâp ve Aka Kitabevi
Ertürk,
Selahattin (1975) Eğitimde “Program” Geliştirme Ankara: Yelken
Yay.
İLKOKUL
PROGRAMI, 1968
Koçaçınar, Muhip(1969) Genel Öğretim Metodu İstanbul:
İzmir Eğitim Enstitüsü Yay.
Schorling, Raleigh – Wingo, G. Max (1959) İlkokullarda
Genel Öğretim Metodu ve Uygulama
Çev. Vedide Baha
Pars İstanbul:Maarif Basımevi
Sönmez, Veysel (1985) Program Geliştirmede Öğretmen
Elkitabı Ankara: Pegem Yay.
Tekin, Halil (1980) Okullarımızdaki Türkçe Öğretimi Ankara:
Kendi Yayını
(*) Bu yazı Öğretmen Dünyası dergisinde
(Şubat 1988 Sayı: 98) yayımlanmıştır.