EV ÖDEVİ ÜZERİNE 2 (*)
Recep Nas
Türkiye'de belki de en çok 1980'li yıllarda çok yazıldı, konuşuldu, tartışıldı ödev konusu. Ödeve ilişkin zamanın ilkokul yönetmeliğinin ilgili maddesi değiştirilmek isteniyordu, değiştirildi de. Kimilerince ilkokulda ödev kalkıyor, yasaklanıyor sanıldı, ortalık karıştı. İşte o yıllardan bir haber (Cumhuriyet, 24.10.1989): Kimi öğretmenler soruşturma geçireceklerini, meslekten uzaklaştırılacaklarını bilseler bile- ev ödevinin yararlarına inandıkları için- öğrencilerine ödev vereceklerini söylüyorlar. Veliler de bu öğretmenlere destek oluyorlar.
Ama bu 'ödev meraklısı' velilere katılmayan ana-babalar da var. “Her akşam masa başında , kafası bir lamba ile kitap arasında sıkışmış, sırtı kamburlaşmış, yorgun, sıkıntılı, sinirli, gözlerinden uyku akarak zamanla yarışıyor yavrum. (...) Ne olur öğrencilerin çalışmalarını okulda noktalayalım” (S. V., Hürriyet, 30.10.1986). Bir başka veli: “ İlkokul 3. sınıfa giden bir çocuğum var. (...) [Ç]ocuklarımıza aşırı ev ödevi yükleniyor. Artık çocuk isyan ediyor, devamlı yazı yazmaktan bıktığını söylüyor.” (Z. Ö., Milliyet, 07.02.1989)
Bir anne gecenin bir vakti çocuğunu ayakyoluna (tuvalet) götürmek için uyandırmak ister. Çocuk yarı uykulu, “yeter be, yazdım ya, iki sayfa yazdım, daha yazacak mıyım?” diye sayıklar.
Öğrencileri de dinleyelim (Hürriyet Pazar, 16.03.1986): “Yemeğimi yiyorum. Biraz oyalanıp ödevimin başına oturuyorum.(...) Ama çoğu kez uykum geliyor.Yarın yaparım diye yatıyorum (..) Ödevimi yapmadan yatınca da uykum da pek rahat olmuyor. Rüyamda ödevleri, okulu görüyorum, sıkıntılı... (Sevgi Yılmaz, 3. sınıf)
“İstanbul'a Ankara'dan geldim. İlk geldiğim zaman öğretmenim her akşam on sayfa yazı veriyordu.Yaz yaz bitmiyodu. Sonra sekiz sayfaya düştü, şimdi azaldı. Ama ödevim var, ödevimi yapıyorum. Ama ben otobüsümle daha çok oynamak istiyorum.” (Koray Gürkan, 5. sınıf)
Kimi ana-babalar da, kıyamayıp, çocuğunun yerine yapıveriyorlar ödevi. Prof. Dr. Ferhunde Öktem anlattı (Kanal B, 31.10.2010): “İtiraf ediyorum. Kızımın ödevlerini yazdım. Sol elimle yazdım, öğretmen anlamasın diye.”
1. sınıfın ilk aylarında çocuk eve gelir,
“Anne bu şiiri yazacakmışım.”
Anne bakar, uzun bir şiir.
“Kızım sen bunu nasıl yazarsın?”
“Bilmem, yazacakmışım”
Çocuk yemek yer, oynar, şiiri yazmak için masanın başına oturur, ama uykusu gelir.
Anne,
“Ben yazayım” der
“Olmaz anne, öğretmen kızar.”
Ama uykusu iyice bastırınca teslim olur,
“Anne tamam, yaz, ama kötü yüz, benim gibi. Öğretmen anlamasın.”
Böylece istenmeyen bir yan ürün ortaya çıkar, öğretmen sorarsa ben yazdım diyecek, yani yalan söyleceyecek. Kim öğretiyor yalan söylemeyi...
Bu da itiraf.com'dan (2005), “Saat gecenin ikisi. Kızımın dönem ödevini bitirdim. Bu ödevden tam puan almazsam yuh bana!”
İşte 1990'lı yılların gazetelerinden iki başlık:
“Bir ödev bin dert” (Sabah, 02.10.1998)
“Tatilde ödev eziyeti” (Milliyet,03.12. 1998)
Derste yeri gelir öğretmen adaylarına söylerdim, 'ödev' deyince sizde uyanan ilk duyguyu söyleyin. İşte ilk ve en çok söylenenler: of, sıkıntı, angarya, gerilim...
MEB ödeve ilişkin zaman zaman genelgeler gönderir, işte bunlardan ikisi. 23.11.1984 günlü genelge: Velilerin sözlü/ yazılı yakınmalarından, öğrencilerin okuldan, derslerden soğumalarına neden olacak biçimde ödev verildiğinin anlaşıldığı belirtiliyor, uzun yazı tekrarlarıyla öğrencilerin usanmasına, yazılarının bozulmasına yol açılmaması isteniyor. 09.11.1989 günlü genelgede de bir önceki genelgedeki uyarılar yineleniyor, çok zaman alan ödevlerin oyun çağını sürdüren çocukların gelişmelerini olumsuz olarak etkilediği belirtiliyor.
Eğri oturup doğru konuşalım, işe yarıyor mu bu genelgeler?
Tatlı bitirelim, bir fıkrayla,
Öğretmen,
“Ali ev ödevin nerde?”
“Evde öğretmenim.”
“Neden getirmedin?”
“Ev ödevi ya, evde bıraktım öğretmenim.” (sürecek)
(*) Bu yazı Çağdaş Eğitim Kooperatifi'nin e-dergisi olan ÇAĞDAŞ BAKIŞ'ta (Şubat 2026 Sayı: 75) yayımlanmıştır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder