9 Ağustos 2020 Pazar

DİSİPLİN NEDİR, NE DEĞİLDİR?

                                               DİSİPLİN NEDİR, NE DEĞİLDİR? (*)

                                                                                                                        Recep Nas


     Disiplinin Anlamı

               Türk Eğitim Derneği’nin (TED) düşünce kuruluşu olan TEDMEM’in, OECD’nin yaptığı Uluslararası Öğretme-Öğrenme Araştırması’nın (TALIS) bulgularına dayanarak hazırladığı rapora (TALIS 2018 Sonuçları ve Türkiye Üzerine Değerlendirmeler) göre, Türkiye’de öğretmenlerin % 81. 4’ü öğrencileri sınıf kurallarına uyması, % 84.5’i de dersi dinlemeleri için ‘sık sık’ ya da ‘her zaman’ uyarıyor. Bir bulgu da şu: Türkiye, anılan çalışmaya katılan ülkeler arasında son on yılda – bir ders süresince – sınıfta düzeni sağlamak için harcanan sürenin en çok arttığı ülke (Cumhuriyet, 30.09.2019).

     Anlaşılan, öğretmenlerimiz sınıfta disiplini sağlamakta zorlanıyorlar. Disiplin nedir, ilkin ona bir bakalım.

     Disiplin, Latince kökenli bir sözcük. Bize yabancı, kökenindeki anlamı bilmiyoruz, bilmeyince de farklı anlamlar yüklüyoruz ona, demokrasi için yaptığımız gibi. Bu sözcüğün ilk çağrıştırdığı sıkı düzen, ceza, itaat…

    Disiplin sözcüğü kökenini Latincede ‘öğrenme’ anlamına gelen ‘discipere’den türeyen ‘discipulus’tan almıştır. Bu sözcük de yardım etmek, yol göstermek anlamına geliyor (Tuncer, 1980: 20)

     Türk Dil Kurumu’nun ‘İngilizce- Türkçe Sözlük’ünde (1971) ‘disciple’ diye  bir sözcük var, bunun Türkçe karşılığı öğrenci, çırak… Aynı sözlükte disiplinin karşılığı olarak da eğitmek sözcüğü verilmiş.

     Bilgisunardaki (internet) sözlüklere de baktım. Tureng Sözlük’te disiplin sözcüğünün karşılığı olarak eğitim, eğitmek, terbiye, terbiye etmek de var.’Family discipline’ için de aile terbiyesi deniyor. Dragomanos’la Zargan sözlüklerinde de – başka karşılıklarının yanı sıra – disiplin için eğitmek, yetiştirmek, terbiye etmek gibi karşılıklar veriliyor.

     Demek ki disiplin, toplumun yapıcı, özdenetimli bireyi olması için çocuğu bilişsel, toplumsal, duygusal yönden sağlıklı iletişim yoluyla eğitmektir (Campbell, 1991: 102). Bunun içindir ki, disiplin, çocuğun kişiliğinin sağlıklı gelişmesi için önem taşıyan tutumları, kuralları içerir (Tuncer, 1980: 20), öğretme – öğrenme sürecinin de ayrılmaz bir parçasıdır (Salk, 1982: 78). Dahası, disiplin, kişinin istekleriyle, gereksinmeleriyle toplum düzeninin gerektirdiği sınırlamalar arasında denge kurmak için gereklidir (Jersild, 1979: 151-152). Böylece çocuk öteki insanların haklarının ayırdına varır, onlara saygı duymayı öğrenir.

     Disiplin, özcesi, çocuğun sağlam bir kişilik geliştirmesine, bağımsızlığını kazanmasına, özdenetimli olmasına, kendisiyle ilgili kararları kendisinin almasına, eleştirel düşünmesine, ‘birey’ olmasına kılavuzluk etme sürecidir. Bunlar eğitimin amaçlarıdır aslında. Öyleyse disiplin temelde, son kertede eğitimle anlamdaştır (Öncül, 2000: 333).

 

     Sevginin Gücü

 

     Peki, çocuğu disipline alıştırmak çok mu zor? Hayır, hiç değil. Disiplinin birincil koşulu çocuğa sevildiğini, sayıldığını, kabul edildiğini duyumsatmaktır. Saygı, sevgi duyulduğunda, empatik yaklaşıldığında çocuğu disiplinli yetiştirmek kolaylaşır. Sevginin karşı konulamaz çekiciliği, sıcaklığı çocuğu kurallara uymaya yöneltir. Güzel bir sözdür: Sevecenlik öyle bir dildir ki, kör görür, sağır duyar.

     Cemal Süreya anlatıyor (2013: 16): “Bizim sınıf, haylaz bir sınıftı! Son sınıf… Adı, Edebiyat-G. Hatta hep iki senelikler. Bizim gibi bir iki parasız yatılı, böyle uysal kişi vardı aralarında. (…) Bütün öğretmenlere karşı haylazlık yaparlardı. Ama Melahat Hanım’a karşı hepsi ayaktaydı. Hepsi hayrandı Melahat Hanım’a!”

     Aşağıdaki de bir öğrencimin mektubundan kısa bir alıntı:

     “(…) Bir de öteki şubeden bazı öğrenciler kendi istekleriyle bana gelmişler. Öğretmenleri bana diyor ki, ‘Onlar çok yaramazdır, benim sınıfımdan dayak yemekten bıktıkları için gitmek istediler’. Belki bayan öğretmen bizi dövmez demişler. İki gündür o öğrencilerimden hiçbir kötü hareket görmedim. Şu anda bana karşı saygılıdırlar ve bu saygılarını kaybetmemek için elimden geleni yapacağım” (M.A. 13.10.1987). Demek ki, Thomas Gordon’un deyişiyle, iyi öğretmenle iyi öğrenciyi yaratan sağlıklı öğretmen-öğrenci ilişkileridir.   

     Eğitmeye başlamadan önce çocuğun duygu deposu doldurulmalıdır. Sevgi deposu dolu olan çocuk kendine yapılan kılavuzluğa içerlemeden olumlu tepki verir (Chapman ve Campbell, 2006: 20). Öğretmen adaylarına söylerdim, dersimi sevmeniz gerekir, seveceksiniz ki koşa koşa geleceksiniz. Ama dersimi sevmeniz için beni sevmeniz gerekir, beni sevmeniz için de benim sizi sevmem gerekir. Görüyorsunuz, iş öğretmende başlıyor, öğretmende bitiyor. Severseniz, sevilirsiniz, dolayısıyla dersinizi de severler. Suna Tanaltay’ın deyişiyle, sevgi alış-veriş değil, veriş-alıştır. Sevgili öğrencilerim ‘etkin dinleme’yi, derse etkin katılmayı öğrenirler ve biz ‘sorunsuz alan’ı yaratarak gülüş cümbüş ders yaparız, ‘öğretme’nin ve ‘öğrenme’nin tadını çıkara çıkara…

     Sokakta şeytan, okulda melek olan Şeker Portakalı’nın Zeze’si bakın ne diyor:

     “En duygulandığım olay da, öğretmenim Dona Cecilia Paim’le olan ilişkimdi. Ona sokakta çocukların en şeytanı olduğum anlatılsa, herhangi birinden daha çok sövdüğüm söylense, inanmazdı. Hele yaramazlıkta benzerim bulunmadığını kanıtlasalar, buna hiç kulak asmazdı. Okulda bir melektim.(…) Beni o kadar çok seviyordu ki onu hayal kırıklığına uğratmamak için uslu duruyordum herhalde” (Vasconcelos, 2013: 107).

     Öğretmen öğrenciyi, öğrenci öğretmeni sever sayarsa, disiplin sorunları gözle görülür biçimde azalır (Gordon, 2000: 212).

     Sevilen, bu da yetmez, sevildiğine inanan çocuk özgüvenli olur. Çevresindekilere inanır, güvenir, duygularını da özgürce dile getirir (Jersild, 1979: 221). Ama en temel ruhsal besin olan sevgiden yoksunsa, çocuğun geriye yitireceği pek bir şey kalmıyor demektir (Salk, 1982: 80). Vuracağı iki tokat değil mi, deyiverir.

                      

     Otorite ve Özgürlük

 

     Özgürlük başıboşluk, başıbozukluk değildir, sorumluluk ister. Zygmunt Bauman’ın deyişiyle, özgürlük, kısıtlamanın hiçbir biçimde geçerli olmadığı alanda yeşermez. Kimi kısıtlamalar, başka bir deyişle, toplumsal yararı gözeten kurallar ortak çıkarın önüne kişisel çıkarın geçirilmesini engellemek için var. Bazı kısıtlamalar olmayınca çocukta özgürlük kavramı gelişmez (Salk, 1982: 88) Disiplin belli sınırlar içinde özgürlük tanır. Çocuk bu sınırlar içinde özgürlüğü kullanmayı öğrenir, özgürlüğünün bir bölümünden vazgeçmeden özgürlüğün meyvelerini tadamaz, değerini bilemez (Jersild, 1979: 152).

     Disiplinin iki boyutu var: otorite ve özgürlük. Peki, disiplin uygularken otorite mi seçilmeli, özgürlük mü? Böyle bir seçim söz konusu değil. Sorun, otoriteyle özgürlükten birinin seçilmesi değil, hangi otoriteyle, hangi özgürlüğün seçileceğidir (Avanzini, 1965 Akt. Onur, 1979: 30).

     Otoriteyle özgürlükten biri dışlanır, göz ardı edilirse disiplin gerçek niteliğini yitirir. Otoriteye ağırlık verilir de özgürlük dışlanırsa otoriter olunur. Özgürlüğe ağırlık verilip de otorite dışlanırsa bu kez de otorite boşluğu yaratılmış olur. Onun için disiplinin içinde otoriteyle özgürlüğün dengelenmesi gerekir. Otoriteyle özgürlük birbirine karşıt, uzlaşmaz kavramlar değil çünkü. Bunlar birbirini tamamlar, bütünler, besler.

    Çocuğun sağlıklı gelişmesi için otoriteye de gereksinmesi var, özgürlüğe de… Otoriteye gereksinmesi var, kılavuzluğa, yol göstericiliğe gereksinmesi var çünkü. Öğretmen de ana-babadan sonra doğal bir otoritedir. Çocuğun özgürlüğe de gereksinmesi var, bağımsızlığa gereksinmesi var çünkü. Gitgide bağımsızlaşması, kendine ilişkin kararları kendisinin alması, kendi kendini yönetmesi gerekir.

     Demek ki öğretmen otoriter olmamalı, otorite boşluğu da yaratmamalı, otoriteyle özgürlüğü dengeleyip otorite sahibi olmalıdır. Bu, ‘olumlu otoritedir. Çocuğun, gencin gereksinme duyduğu, kabullendiği otorite budur. Kabullenmediği ise dayatmacı, baskıcı, itaate zorlayan otoritedir, bu da otoriterliktir.

     Öğrenciler dost öğretmeni kabullenirler, sever sayar, benimserler. Dost öğretmen öğrencilerin öğretmenidir çünkü. Öğrencilerinin yanındadır, karşısında değil. Onlarla yakından ilgilenir.

     Öğrenciler resmi öğretmeni kabullenmezler, bu öğretmen dersin öğretmenidir çünkü. Öğrencilere uzaktır, onlarla ilgilenmez. Yüzü öğrencilere değil tahtaya dönüktür, dersini verir, çeker gider.    

     Otorite sahibi öğretmen otoritesini kullanırken öğrenciyi hiçe saymaz. Kendine güveni, çocuğa saygısı vardır. Akıllıdır, ölçülüdür. Hakça davranır, etkilidir, genellikle sessizdir. Diyalog kurar, tartışır. Carl Rogers’ ın (1975) deyişiyle, empati becerisi yüksek olan öğretmen öğrencilerce benimsenir, sevilir. Bu öğretmen işbirliğine açıktır, kişilerarası ilişkileri kolaylaştırır (Uluğ,2014: 12).

      Otoriter öğretmense seyrek olarak etkilidir, keyfi davranır, genellikle gürültücüdür. Gevezelikten hoşlanmaz, kestirip atar, gücünü, tekliğini tartışanı saf dışı eder (Berge, 1964 Akt. Onur, 1979:28). Aslında kaba gücünden başka gücü yoktur. Otoriterlik, otoritenin yozlaşmış durumudur (Avanzini, 1965 Akt. Onur, 1979: 28).

     Öğretmenin otoritesi olacak, bunda kuşku yok. Peki, öğretmenin otoritesinin kaynağı ne? Bu kaynak öğretmenin meslek bilgisidir, kültürüdür, kişiliğidir. Dahası saygı, sevgi, anlayış temelli tutumudur. Öğretmenin otoritesi dışardan, resmiyetten kaynaklanmamalı. Ben öğretmenim, saygı beklerim, diyen öğretmen istediği saygıyı çok bekler. Godot’yu bekler gibi bekler, ama Godot’nun gelmediği gibi saygı da gelmez. Öğretmen saygı beklemez, bilgisiyle, kültürüyle, tutumuyla saygıyı kendiliğinden yaratır, otoritesini de böylece kendiliğinden kurar (Nas, 2015: 107).

     Talip apaydın, öğretmeni M. Rauf İnan’ı anlatıyor: “En ufak kötü bir söz çıkmazdı ağzından, ama görülmemiş bir saygı toplardı. Şaşılacak şey, onun kurduğu disiplini başka hiçbir okulda ve öğretmende görmedim. Bunu kendiliğinden yaratırdı. İyi yetişmiş, ciddi ve tutarlı kişiliği bizde derin bir saygı uyandırırdı. Bilgiliydi, etkili konuşurdu ve özellikle çalışkandı” (Sarıhan, 2002: 160).

 

     Otorite Çeşitleri (Gordon, 2000: 12-16)

   

     Uzmanlık Otoritesi

 

     Bu emekle, alınteriyle kazanılan bir otorite, doğal, kendiliğinden oluşan… Alanında otorite denir ya, bu işte. Atanmış bir otorite değil, engin bir kültürle bezenmiş, sağlam bir kişilikle donanmış, öğrencilerin benimseyip kucak açıverdiği bir otorite bu. Bu otoritenin kaynağı bilgiden de öte başka şeylerdir. O başka şeyler, etkili ve yapıcı iletişimdir, empatidir, empatik dinlemedir; saygı, sevgi, anlayış temeline dayalı sağlıklı insan ilişkileridir, yapıcı çatışma çözme becerisidir. Bu otorite, öğretmen-öğrenci ilişkilerinde sorun yaratmaz, öğrencinin büyümesiyle azalmaz, üstelik artabilir. Çünkü ‘sorunsuz alan’ yaratılmış, sorunsuz ilişkiler kurulmuştur (Gordon, 2001: 165). Kaba güç kullanmak aklının ucundan bile geçmez. Seneca’nın sözünü bilir: En güçlü kişi, gücüne egemen olandır.

 

     İş Otoritesi

 

     Bu, yapılan işten kaynaklanan bir otoritedir. Doktor, üstünüzü çıkarın, deyince çıkarırsınız. Hostes, kemerlerinizi bağlayın, deyince bağlarsınız. Bu buyruklara uymamak, karşı koymak kimsenin aklının ucundan geçmez. İşini yapan kişinin otoritesi kabul edilir. Öğretmen de örneğin 50. sayfayı açın, deyince tüm öğrenciler açar.

 

     Anlaşma Otoritesi

 

     Derste bir öğrenci sunum yapacaksa öğretmen otoritesini ona devreder, kendisi de ondan izin alarak konuşur.

    

     Güç Otoritesi

 

     Bu otoriterliktir işte, kaynağı da güçtür. Bu öğretmen, öğrenciyi denetlemek, yönetmek, yönlendirmek için iki gücünü, ödülü ve cezayı kullanır. Ama bu iki gücü öğrenci kendine tümüyle bağımlı oldukça kullanabilir. Öğrenciler büyüdükçe, dolayısıyla bağımlılıkları azıldıkça, cezadan korkmamaya, ödüllerini de kendileri elde etmeye başladıklarında öğretmenin bu güçleri önemsizleşir, etkisini yitirir.

     Dört otoriteden tek kötü olanı budur, güç otoritesidir. Güç, çok geçmez, karşı güç yaratır. Denmiş ya, ferman padişahınsa dağlar bizimdir. Hodri meydan, el mi yaman bey mi yaman, denebilir bir gün. Öğrenciler bu güçle baş etme yollarını bulur, kullanırlar. Sonra da öğretmen, kendisinin koyduğu kurallara uymaları için sık sık uyarmak zorunda kalır, dersin de tadı kaçar.

 

   

                                                 KAYNAKÇA     

 

Campbell, Ross (1991) Çocuk sevgiyle Büyür (Çev. Şen Süer Kaya) İstanbul: Altın

     KitaplarYay.

Chapman, Gary- Campbell, Ross (1006) Çocuklar İçin Beş Sevgi Dili (Çev. Pelin Ozaner)

     6. baskı İstanbul: SistemYay.

Gordon, Thomas (2000) Çocukta Dış Disiplin mi? İç Disiplin mi? Çev. Emel Aksay)

     2. baskı İstanbul: Sistem Yay.

_____________  (2001) Etkili Öğretmenlik Eğitimi (Çev. Emel Aksay) 10. baskı

     İstanbul: Sistem Yay.

Jersild, Arthur T. (1979) Çocuk Psikolojisi (Çev. Gülseren Günçe) 3. baskı

     Ankara: AÜEF Yay. 79

Nas, Recep (2015) Sağlıklı Öğretmen-Öğrenci İlişkileri Bursa: Ezgi Kitabevi

Onur, Bekir (1979) “Disiplin Kavramı” Ankara: Eğitim ve Bilim dergisi Cilt: 3

     Sayı: 17 TED Yay. (25-33)

Öncül, Remzi (2000) Eğitim ve Eğitim Bilimleri Sözlüğü İstanbul: MEB Yay.

Salk, Lee(1982)Çocuğun Duygusal Sorunları(Çev. Erzen Onur)2. Baskı İst. Remzi Kitabevi    

Sarıhan, Zeki (Haz. 2002) Unutulmayan Öğretmenler Ankara: Kültür Bakanlığı Yay.

Süreya, Cemal (2013) Matematik İyi, Kuşlar Pekiyi 24. baskı İstanbul: YKY

Tuncer, Oya (1980) “Çocuk, Aile ve Çevresi” Çocuk ve Eğitim Ankara: TED Yay.

Uluğ, Mücella (2014) “Empati Nedir? Tanımı ve Benzer Kavramlardan Farkı” Empati:

     Kuramdan Uygulamaya ed. Aysın Turpoğlu Çelik İKÜ Yay.202

Vasconcelos, Jose Mauro de (2013) Şeker Portakalı 111. baskı (Çev. Aydın Emeç)

     İstanbul: Can Yay.    

 

 (*) Bu yazı Eleştirel Pedagoji dergisinde (Temmuz-Ağustos-Eylül 2020 Sayı: 65)

         yayımlanmıştır.

 

 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder