24 Ocak 2021 Pazar

“SULHA DAVET”

                                                       “SULHA DAVET” (*)

                                                                                             Recep Nas

      Savaşlar silahlanmayı, silahlanma da savaşları doğurup duruyor, silah üretimi durmuyor. Çünkü sömürme, egemen olma hırsı bitip tükenmiyor. Bu gidişle Albert Einstein’ın dediği gibi, III. Dünya Savaşı bilinmez ama IV.sü taşla sopayla yapılır. 821 milyon insan açken, her yıl 3 milyonu çocuk olmak üzere 9 milyon kişi açlıktan ölürken (2017), Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) verilerine göre, 2019’da dünyada askeri harcamaların tutarı 1,9 trilyon dolar. ABD gene başı çekiyor, 732 milyar dolar, tüm  harcamaların % 38’i. Türkiye 20,4 milyar dolarla 16. sırada. İlk yedi sırada ABD,  Çin,  Hindistan, Rusya, Suudi Arabistan, Fransa, Almanya var. Askeri harcamaların % 62’si İlk beş ülkenin. ABD, Çin, Rusya. Fransa Birleşmiş Milletler Güvenlik Kurulu’nun sürekli üyeleri, bu ne yaman çelişkidir.

      Savaş yoluyla halklar birbirine kırdırılıyor, düşman ediliyor. Budunsal (etnik), mezhepsel kökenler öne çıkarılıp halklar birbirine düşürülüyor. Oysa halklar kardeştir, birbiriyle alıp veremedikleri yok, onlar emekçi, ezilen…

     Bertolt Brecht’in ‘Gelen Savaş’ başlıklı şiiri savaşın yıkımını çok güzel anlatıyor: Bu gelen savaş ilk değil/Çok savaş oldu bundan önce/Bittiği gün en son savaş/Bir yanda yenilenler vardı gene/Bir yanda yenenler vardı/Yenilenlerin yanında/Kırılıyordu halk açlıktan/Yenenlerin yanında/Halk açlıktan kırılıyordu.

      Eski zamanlarda bir kral bir ülkeyi ele geçirdikten sonra akıl hocasına şimdi ne yapacağını soruyor. O da, baştakileri öldürürsen sonraki kuşaklar sana kin beslerler. Sürgüne gönderirsen ya da hapse atarsan orda örgütlenip güçlenirler. En iyisi aralarındaki çelişkileri, farklılıkları öne çıkarıp onları birbirine düşür. Kendini de hakem olarak seçtir, diyor.

     Dido Sotiriyu’nun ‘Benden Selam Söyle Anadolu’ya” adlı romanından bir alıntı:

      “Şevket tanımadın mı yoksa beni? Ben, senin dostun… Ben, senin arkadaşın! Yıllarca birlikte gülüp birlikte ağladık… Ne yapıyorsun Şevket? Ah Şevket, Şevket! Vahşi birer hayvan kesildik! Karşılıklı hançerledik, paramparça ettik yüreğimizi! Durup dururken!

     Ve sen… Kör Mehmet’in damadı. Hele sen! Niye öyle tiksinerek bakıyorsun yüzüme? Öldürdüm, evet, seni öldürdüm, ne olmuş! Ve işte ağlıyorum… Sen de öldürdün! Kardeşler, dostlar, hemşeriler… Koskoca bir kuşak durup dururken katletti kendi kendini.

     Bütün bu çekilen acı bir kötü rüya olsaydı ah! Ve yan yana, omuz omuza verip yürüseydik tarlalara doğru yeniden! Saka kuşlarının türküsüyle yürüyebilseydik! Ve her birimizin sevdiceği kendi kolunda, çiçeklere bürünmüş kiraz bahçelerinden gülümseyerek çıkıp yan yana eğlenmek üzere şenlik meydanlarının yolunu tutabilseydik!

     Anayurduma selam söyle benden Kör Mehmet’in damadı! Benden selam söyle Anadolu’ya. Toprağını kanla suladık diye garezlenmesin. Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellatların Allah bin belasını versin.”

     İnsanlar oldum olası savaştılar mı, savaşlar hep mi vardı, hep de var olacak mı? Hayır, savaş kaçınılmaz değil. Atalarımız savaşçıydı denmesi bir aldatmacadır. Savaşın ne olduğunu bilmeyen ilksel (ilkel değil) topluluklara rastlanmıştır. Savaş insanlığın kültür evriminin belli bir noktasında ortaya çıkmıştır, belli koşulların ürünüdür. Bu koşulların değişmesiyle insanlık savaşı başından atacaktır. (1)  Homo Sapiens’in kıtlık dönemlerinde acımasız davranışlar göstermesi, bizim de onların devamı olarak aynı acımasızlığı göstereceğimiz anlamına gelmez. Kültür, en güçlü biyolojik dürtünün bile üstesinden gelebilir.(2)  Primatlarda da kışkırtıcı bir uyaran olmazsa saldırganlık ortaya çıkmıyor. Saldırganlığı kışkırtan başlıca olaysa ‘dış müdahale’, bir yabancının girişi… Saldırganlık savunmaya yönelik bir davranış. (3) 

      Barış bir kültür işidir. Kültürel etkiler, genetik etkiler kadar önemlidir. Barış için, savaşları yaratan koşulları ortadan kaldırmak, bunun içinse sömürüye, eşitsizliğe karşı savaşım vermek gerekir.

     Türkiye’nin yüz akı, dünyaca ünlü sosyal psikolog Muzaffer Şerif Başoğlu’na göre de insan doğuştan bireyci, çatışmacı değil. Ne ki özel mülkiyete dayalı bir toplum çatışmacı bireyler üretiyor. Onun için toplumda ahlaksal çöküşü önlemek için eğitim tek başına yetmiyor. Dünyanın sosyo-ekonomik yapısını değiştirmek gerekiyor. İnsanlar arasında uyumu sağlayabilmek, düzenli, uyumlu bir toplumsal düzeni yaratmaya bağlı. (5)

      Yahya Galip, Atatürk’ü anlatıyor: “İnsanlara karşı içinde büyük bir saygı, büyük bir sevgi ve merhamet vardı. Savaşı, insanlık bakımından incelerken büyük bir üzüntüye kapılırdı. Bir gün ordumuzun İzmir’e girdiği güne ait anılarını anlatıyordu, birden gözleri yaşardı. ‘Evet’ dedi. ‘Kısa bir zamanda Kahraman Türk Ordusunun aldığı bu parlak sonuçtan memnun kaldığımı söylemem fazla olur. Fakat bir insan olarak o kanlı manzaradan duyduğum iç sızlatıcı elemi size anlatamam. Cephelerde cesetlerden ehramlar oluştuğunu gördüm.’ Sesi boğuldu. Gözlerindeki acıyı kalın bir yaş tabakası örtmüştü.”

     Atatürk onca yıl savaşmak zorunda kalmıştır, ama o Melih Cevdet Anday’ın deyişiyle, savaşçı değil, bir aydınlanma öncüsüydü. Öyle ki, ”Ne yapıp edip şu ya da bu nedenler için ulusu savaşa sürüklemek yanlısı değilim. Savaş zorunlu ve yaşamsal olmalı. Gerçek kanım şudur: Ulusu savaşa götürünce vicdanımda ezinç duymamalıyım. Öldüreceğiz diyenlere karşı ölmeyeceğiz diye savaşa girebiliriz. Ama ulusun yaşamı tehlikeye maruz kalmayınca savaş bir cinayettir” diyen de o (16.03.1923). Barışın yolunu da bize göstermiştir: “Eğer sürekli barış isteniyorsa halkların durumunu iyileştirecek uluslararası önlemler alınmalıdır. İnsanlığın bütününün gönenci, açlık ve baskının yerine geçmelidir. Dünya yurttaşlığı kıskançlık, açgözlülük ve kinden uzaklaşacak biçimde eğitilmelidir” (21.06.1935).

     ‘Sulha Davet’ başlıklı Azeri mahnısı (şarkı) vardır, ne zaman okusam gözlerim dolar: Ana kelbim odlanır [yanar]/Söz tüşende davadan/Bes[yeter] değil mi ey insanlar/Döküldü gan, ahtı gan/Bes değil mi gara torpak/Su içti gözyaşından//Silahları yandırın/Arşa çıksın tütsüsü/Her obada her bir evde/Ganat açsın sulh sözü/Yüzü gülsün insanların/Bayram etsin yeryüzü.            

     Bizim de acılı türkülerimiz var:

     Eledim eledim höllük eledim/Aynalı beşikte yavrum bebek beledim/ Büyüttüm besledim asker eyledim/Gitti de gelmedi yavrum, buna ne çare.

                                               *     *     *

     Yemen Yemen şanlı Yemen/Toprakları kanlı Yemen/Ben Yemen’e dayanamam/Kör olsun beni gönderen/Yeşil Çadır yas mı tutar/Tüfek mavzer pas mı tutar/Gidin sorun anneciğime/Benim için yas mı tutar?

                                                *       *      *  

     Yemen bizim neyimize/Şivan düştü köyümüze/Bak yavrular yetim kaldı/Güvenmeyin beyinize/Günden yanı soldu m’ola/Yerden yanıuldu m’ola/Memed’imin ala gözün/Karıncalar oydu m’ola? (4)

       Birleşmiş Milletler ‘Bilgelik Ödülü’ sahibi Dadi Janki’nin sözü bu: “Dünyadaki savaşlar, düşmanlıklar insanın insanı ve kendisini sevmesiyle ortadan kalkar. Bu da insanların kendi içindeki değerlerini keşfetmesiyle olanaklıdır. İnsan, karşısındaki insana dil, din, ırk, milliyet farkı gözetmeden sınırsız insan olarak bakmalıdır.”

     Hintli Şair Sri Chinmoy Ghose’nin deyişiyle, sevginin gücü, güce olan sevgiyi yendiğinde barışa kavuşacak dünya.

 

                                                KAYNAKÇA  

 

(1)Şenel, Adam (2004) “Tarihçesi, Psikolojisi, Sosyolojisi, Felsefesi, İdeolojisi ve Teknolojisi ile Savaş” İstanbul: Bilim ve Gelecek dergisi Mart 2004 Sayı. 1

(2)Cumhuriyet Bilim Teknik Ağustos 2015 Sayı: 1481

(3)Yazgan, Yankı (1991) “Saldırganlık İnsanın İçinde mi Var?” Cumhuriyet Bilim Teknik 09.02.1991 Sayı: 204 

(4)Aydın, Erdoğan (2006) “Savaşın Türkülerimizdeki Öyküsü” Cumhuriyet, 25.11. 2006

(5) Çulfaz, Cavlı (2020) “Muzaffer Şerif Başoğlu114 Yaşında” (yazı dizisi) Cumhuriyet,

      29.07.2020

    

 

(*) Bu yazı ÇAĞDAŞ EĞİTİM KOOPERATİFİ’nin e- dergisi olan ÇAĞDAŞ BAKIŞ’ta

        (Aralık 2020 Sayı: 37) yayımlanmıştır. (36-37)

  

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder