14 Ekim 2018 Pazar

BABA NEYE YARAR?

                                                           BABA NEYE YARAR?  (*)
                                                                                                                                Recep Nas

                                                                                                                                                          
     Yıl 1977, böyle sormuşlar 4. ve 5. sınıf çocuklarına: Baba neye yarar? (1)  İşte birkaç örnek:

     *Bizi o besler, bazı günler annemle kavga eder. (erkek)

     *Sadece çalışır, eve gelince hemen oturur. (kız)

     *Çocukları dövmeye yarar. (E)

     *Babam bir dost ve en önemlisi bir babadır. (E)

     *Babamı pazar günleri görürüz. (K)

     *Babam ev kirası günü gelince çok kızar. (K)

     *Televizyon seyretmeye yarar. (E)

     *Benim babam uyumaya, bulaşık yıkamaya ve benimle güreşmeye yarar. (K)

     *Babam çok kılıbıktır. (E) 

     *Babam trafik polisliğine yarar, dur, dedi mi kimse bir yere gidemez.(E)

     *Babamı seviyorum ama, babam işten gelip yan gelip yatmasa daha çok seveceğim. (E)

      Yıl 2004, 5. sınıf çocuklarına bu kez “Babalar evde ne iş yapmalıdır?” diye sorulmuş, (2) işte iki yanıt:

     *Yan gelip yatmalıdır. (K)

     *Yan gelip yatıp kitap okumalıdır. (E)

     Çocuğu anne doğurur, anne büyütür, yaygın anlayış bu. Anne doğurdu, anne baksın. Sorumlu olan doğurandır. Bir yakınım “çocuğuna bak” diye seslenirdi karısına. Bu anlayışın yaygınlaşmasında, bebeğin kişiliğini, toplumsal gelişimini büyük ölçüde anne-bebek ilişkisinin biçimlendirdiğini savunan Freud’un etkisi olmuştur (Güngörmüş, 1986: 47). Bu anlayış, ilginç ki, annelerde de var (Öz, 2004: 60) Anne Çocuk Eğitim Vakfı’nın (AÇEV) ‘Türkiye’de Babalık Araştırması’na göre babaların %92’si çocukları çok sevdikleri için baba olduklarını söyleseler de, %91’i çocuk bakımında birincil sorumlu olarak anneyi gösteriyorlar. (3)      

     Batıdan bir fıkra, 5 yaşındaki çocuk annesine soruyor,

     -Anne beni leylek mi getirdi?

     -Evet, canım.

     -Oyuncaklarımı da Noel Baba getiriyor,  değil mi?

     -Tabii, yavrum.

     -Yiyeceğimizi de Tanrı veriyor, değil mi?

     -Elbette oğlum.

     -Peki anne, babamın bu evde işine? (Uçar, 1991)

     Geleneksel toplumda erkek için baba olmanın anlamı, soyunun sürmesi… (Öz, 2004: 64) İlle de erkek çocuk istenmesi de bundan ötürü. Soyu sürecek, öyle ya erkek adamın erkek çocuğu olur. Oğlan doğuran övünsün, kız doğuran dövünsün (Aksoy, 1971: 325), bu bizim atasözümüz. Bir tane daha var: Erkek çocuğu her kadın değil, er kadın doğurur. Erkek çocuk doğuran kadın da ‘erkek gibi kadın’ olur.

     Babaların çoğu bebeklerden ürkerler, uzak dururlar. Baba, bebekten uzak durunca, ikisi arasında oluşması gereken yakın, sıcak, sıkı bağ kurulamıyor. Oysa babayla çocuk arasındaki iyi ilişkilerin temeli bebeklik döneminde atılır, bu dönem geçince bir daha geri gelmez. Göz açıp kapayıncaya kadar bebek büyür, okula başlayıverir, birinci sınıf öğrencisi birden bir genç oluverir. Artık geç kalınmıştır. Bu çağda da çocuklar babalarıyla yakın ilişkiye girmek istemeyebilirler (Dodson, 1976: 44-45). 5 yaşındaki çocuk “Baba bana masal anlat” derken, 15 yaşına gelince babanın öğütlerine karşı “Baba bana masal anlatma!” diyebilir.

      Bir mahallede ‘sapık var’ diye bir söylenti yayılmış. Okul yönetimi de velileri uyarmış, paydostan sonra çocuklarınızı gelin alın diye. Bir baba kızını okuldan almaya gitmiş. Ama baba-kız buluşamamışlar, çocuk gene yalnız dönmüş eve, babası da arkadan gelmiş. Baba,

     “1. Sınıfın kapısında bekledim, yok. 2. Sınıfa, sonra 3. Sınıfa baktım, yoktu. N’apayım, bekleseydi beni.” Anne,

     “Bey, kızımız 5. sınıfta.”

     “Hadi be! Allah allah, bu kız ne çabuk büyüdü (itiraf.com). (Nas, 2006: 307)

     Ferhunde Öktem (Prof. Dr.) televizyonda anlatmıştı. Uzman olarak TBMM’de bir yarkurula (komisyon) çağırılmış. Molada - çocuğu yanında olan - bir milletvekiline soruyor,

     “Çocuğunuzun eğitimiyle ilgileniyor musunuz?”

     “Eşimle anlaştık. İlkokuldayken o ilgilenecek, sonra ben…

     Çocuk araya girmiş,

    “Baba! Ben liseye başladım.”

     Alice Chase’in ‘Çocuğumuza’ adlı uzunca şiirinden bir bölüm: (4)

    

     Sürekli meşguldüm o kadar sene                 Hayat ne kadar kısa, yıllar ne çabuk

     Seninle doyasıya oynayamadım                  Ne zaman büyüdü bu küçük çocuk

     Sen beni çağırdın gel oyna diye                  Ona dokunmak için uzandığımda 

     Ben bir türlü zaman ayıramadım                Ellerim boş kalır, yüreğim buruk



     Giydirdim, doyurdum, seni kolladım           Artık hiç işim yok, yapayalnızım

     Sadece bunları yeterli sandım                     Günlerim çok uzun, üstelik bomboş

     Bana oyuncağını getirdiğinde                      Keşke isteklerini bir bir yapsaydım

     Ben seni çoğu kez başımdan savdım            Küçük arzuların şimdi çok şirin, çok hoş



     Ali Akurgal, üniversite 2. sınıf öğrencisiyken, bir gün evde babasıyla karşılaşmış, babası (Ünlü Arkeolog Ekrem Akurgal) sormuş: “Liseyi bu sene bitiriyorsun, değil mi?” (5) 

     Baba da anne gibi çocuğun yaşamını etkiler. Bu etki çocuğun yaşamının ilk yıllarında başlıyor. Öyle ki 4-5 yaşlarından önceki baba yokluğu çocuğun bilişsel ve kişilik gelişimini olumsuz yönde etkileyebiliyor (Güngörmüş, 1989: 13-14). Çocuğun babaya gereksinmesi var, kuşkusuz… Ama çocuğun yaşamını zenginleştirecek, ona örneklik ederek yürekli, dürüst, çalışkan olmayı öğretecek, herkesçe sevilip sayılan, neşeli, onunla oynayan bir babaya gereksinmesi var. Gereksindiği, eve geç gelen, yemekten sonra TV’nin ya da bilgisayarın karşısına oturan, döven babaya değil (Amonaschwili, 1989).

     Erkek çocuğun cinsel kimlik kazanması ve ruhsal-cinsel (psiko-seksüel) gelişimi açısından babanın örneklik (rol model) etmesi önemli. Erkekliğe aşırı değer veren toplumsal etkenler, anneye çok yakın erkek çocuğun ‘erkek kimliği’ kazanmasını zorlaştırır (Ekşi, 1990: 281). Ama yalnızca erkeğin değil, kız çocuğunun da etkileşeceği babaya gereksinmesi var. Kız çocuğu, babasından, erkeklere nasıl tepkide bulunacağını, erkeklerin karşı cinse nasıl tepki gösterdiğini de öğrenir (Mc Candlles ve Trotter 1977 Akt. Güngörmüş, 1990: 235)

     Bu çocuk (Hakan Özyılmaz) çığlık atıyor (Ürün, 1996):

     “Babacığım, seninle oynamak istediğim zaman yorgunum diyorsun. Yılın 365 günü bu böyle, peki yılın 366. günü benimle oynar mısın?”

     Ünlü bir şairimiz, oğlu ne zaman kendisiyle konuşmak istese, esin perisiyle arama girme, diye tersliyormuş (Saygılı-Çankırılı, 2006: 80).

     Biyolojik baba olmak yetmiyor. Önemli olan baba olmak değil, babalık etmek… Çocuğunuzla ilgilenin, bu olumlu ilgi olmalı tabii. Çocukla birlikte yapılacak şeyler, onun için yapılanlardan daha önemli (Arnold, 1979: 9). İşyerinize götürün çocuğunuzu, katıldığınız -çocuğa da uygun - etkinliklere de. Çocuk sizin becerilerinize, çabalarınıza, çalışkanlığınıza, özverilerinize tanık olsun, bundan etkilensin, onurlansın. Çocuk böylece çalışmanın, işin verdiği zevkin bilincine varır Ginott, 1980: 152). Dahası alışverişe çıkın, sinemaya, tiyatroya, parka gidin onunla. Kısacası, birlikte olun, özel zaman ayırın ona. Onunlayken yalnızca onunla onun, özel sevin. Buna Campbell (1991: 73, 79) ‘Odaklaştırılmış ilgi’ diyor. Çocuğa dikkatinizi, sevildiğini duyumsattıracak biçimde yöneltin. Çocuğunuzun eşsiz, özel olduğunu bilin, bunu ona da duyumsatın. Cüceloğlu’nun deyişiyle “Varsın, teksin, değerlisin” iletisini iletin. Unutulmasın, çocukla birlikteliğin süresinden daha önemli olan niteliği, derinliği…

     Çocuğunuzu olduğu gibi kabul edin, saygı duyun, sevin. Sevdiğinizi söyleyin, beden diliyle destekleyerek, içten, sımsıcak, duyumsayarak, duyumsatarak…

     “Babalar sevdiklerini söylemezler mi?” diye soruyor beş yaşındaki bir çocuk (Öz, 2004: 66)    

    

                                             KAYNAKÇA



Aksoy, Ömer Asım (1971) Atasözleri Sözlüğü Ankara: Türk Dil Kurumu Yay.

Amonaschwili, Schalva (1989) “Çocuklar Nasıl Bir Babaya Gereksinim Duyar?”

     İstanbul: Yaşadıkça Eğitim Dergisi  Sayı: 8

Arnold, Arnold (1979) Çocuğunuz ve Oyun (Çev. Rezzan Mahmudoğlu) İstanbul: Ece Yay.

Campbell, Ross(1991)Çocuk Sevgiyle Büyür(Çev. Meral Gaspıralı)İstanbul: Altın kitaplar  

     Yay.

Dodson, Fitzhugh (1976) Çocuk Yaşken Eğilir (Çev. Seçkin Cılızoğlu) İstanbul: Sander

     Yay.

Ekşi, Aysel (1990) Çocuk, Genç, Ana Babalar Ankara: Bilgi Yay

Ginott, Haim(1980)Siz ve Çocuğunuz (Çev. N. İskit-N. Günay) İstanbul: Redhouse Yay.

Güngörmüş, Oya (1986) “Çocuğun Gelişiminde Babanın Önemi” Yaşadıkça Eğitim dergi-

     si, Temmuz 1986 Sayı: 1 (47-48)

______________ ( 1989) “Baba Yoksunluğunun Çocuğun Gelişimine Etkisi” İstanbul: Ya-

     şadıkça Eğitim dergisi Sayı: 8 (13-14)

_______________(1990) “Baba-Çocuk İlişkisi” Ana-Baba Okulu 2. baskı İstanbul: Remzi

     Kitabevi

Nas, Recep (2006) Çocuk insandır Bursa: Ezgi Kitabevi

Öz, İlkim (2004) Anne Baba Olma Sanatı İstanbul: Alfa Yay.

Saygılı, Sefa-Çankırılı, Ali (2006) Babacığım Neredesin? 8. baskı İstanbul: Elit Yay.  

Uçar, Hüsnü (1991) Çocukların Cinsel Eğitimi ve Bazı Cinsel Sorunlar İstanbul: Yaprak

Yay.

Ürün, Aysel (1996) Çocuklara Kulak Verin İstanbul: Mozaik Yay.



(1)       Elele dergisi, Ocak 1977

(2)       Figen Atalay, Cumhuriyet, 13.04. 2004

(3)       Figen Atalay, Cumhuriyet, 14.06.2017

(4)       Melih Aşık’tan (Milliyet, 27.01.2002) alıntılayan Doğan Cüceloğlu (2002) İletişim Donanımları (2. baskı)İstanbul: Remzi Kitabevi  

(5)       Herkese Bilim Teknoloji 25.05.2018 Sayı: 113 Röportaj: Cemre Yavuz (12-13)

 

    (*) Bu yazı Çağdaş Eğitim Kooperatifi’nin (ÇEK)  Bursa: Çağdaş Bakış dergisinde (Eylül 2018 Sayı: 28) yayımlanmıştır.





   








Hiç yorum yok:

Yorum Gönder